|
Size “oksimoron” (aynı ibarede yer almaması gereken, birbirine zıt kelimeler) gibi gelse de “akıl” ve “hırsızlık” kelimeleri/kavramları, aynı söz grubunda bal gibi yan yana gelebilir: bakın, ben yaptım oldu! Hikâye eskidir; ama bilenler bilmeyenlere söylemesin lütfen, yoksa tadı kalmaz! Efendim, eminim ki İstanbul’daki “Bitpazarı”nı duymayanınız yoktur... (Meraklısına: Aslı, “Batpazarı”dır.) Buranın “yankesici”si, “dolandırıcı”sı, “cepçi”si, “arpacı”sı, “karmanyolacı”sı, “tantanacı”sı ve bilumum ince zanaat erbabı, öylesine akıl almaz kalitede (!) “kalk gidelim”lere imza atmış ki ünü dünyayı tutmuş bir hafiye (bu hafiyenin, Sir Arthur Conan Doyle tarafından yaratılan roman kahramanı “Sherlock Holmes” olduğunu söyleyenler bile (!) vardır devrin matbuatında), mesleki merakını yenememiş ve bu durumu bizzat yerinde gözlemlemek için, şehrin mutena bir oteline konuşlanıvermiş. Onun hesabı, sabahları “Bitpazarı”na kısa -ama etkili (!)- ziyaretler yapmak ve elbette ününe yaraşır bir şekilde; yani hiçbir şeyini yitirmeden/çaldırmadan akşama doğru da oteline dönmektir. İlk gün, ekose desenli ceketinin ve külot pantolonunun ceplerine doldurduğu hatırı sayılır miktarda para ve dişlerinin arasına sıkıştırdığı gül kökünden imal piposuyla olay mahallini tura çıkar. Pazar yerini, aşağıdan-yukarıya saatlerce dolaşır. Piposunu keyifle tüttürürken, para dolu ceplerini sık sık kontrol etmeyi de ihmal etmez. Uzatmayalım... Meşhur hafiyemiz, akşama doğru son kontrollerini yapar ve çevresini küçümseyen bir eda ile çıkışa doğru yönelir. Sonuçtan memnundur; çünkü, bir sent bile çalamamıştır “gözden sürmeyi çeken” hırsızlar. Bizimki, piposundan kuvvetli bir nefes çekip dumanını İstanbul semalarına üfürerek kutlamak ister zaferini; ama İstanbul’un puslu akşamlarına özgü tadından başka bir şey hissedemez damağında! Sağ elinin avucu, pek kıymetli piposunun tütün haznesi kadar boşluk bırakılmış halde, bir yumurtayı alttan tutar gibidir; ama mesleklerini “erkân-ı harp seviyesi”nde idrak eden usta eller, bir göz kıpmalık zamanda gerekeni yapmışlar ve çok özel hafiyenin o çok özel piposunu bir kuş misali uçuruvermişlerdir?! Hafızam beni yanıltmıyorsa, Cumhuriyet Gazetesi’ne ilan vererek: “Pipomu getirin; kaç para isterseniz vereyim!” dediğini de hatırlarım... E, şimdi ben böyle hırsızı alnından öpmez miyim!
» 3 Yorumlar
1"NE DEMELI" de Pazartesi, 24 Mart 2008 13:08
Goze surme cekenler oldugu surece gozden de surmeyi cekenler hep olmustur, ustadim.Ne surme cekenlerden olalim, ne cektirenlerden. Ama yinede buyuk konusmamak lazim.Bu arada Sarkoy`deki hemsehrilerine araciliginla selamlarimi, saygilarimi sunarim.Saglikla kal Ustad.
2"ELİNE, DİLİNE, KALEMİNE SAĞLIK ÜSTAT..." de Salı, 25 Mart 2008 18:43
Bilgi ve birikimlerini gene Kemal Kırar üslubu ile döktürmüş üstat... Bitpazarı'nın aslının batpazarı olduğunu, Sherlock Holmes'un yaratıcısı Sir Arthur Conan Doyle'ın, tüm dikkatine ve aldığı tedbirlere rağmen piposunu burada kaptırdığını ve Cumhuriyet gazetesine ilan verdiğini üstat Kemal Kırar'dan öğrendim. Teşekkür ederim Sayın Kırar... Ellerine sağlık bizleri bu güzel yazılarla beslediğin için...
3"Ellerinize saglik Kemal bey" de Pazartesi, 31 Mart 2008 08:40
Gerçekten ellerinize sağlık... Bizlere, bilmediklerimizi öğretiyorsunuz. "Bitpazarı"nın aslında "Batpazarı" olduğunu ilk defa sizden öğreniyorum... Bu öğretici bilgiler için size teşekkür ederim. Saygılarımla, Ayşe TOSUN
» Yorumu Gönder
|