DOKTOR CEMAL AMCA’MIZ
Şarköylülere Dr. Cemal Özkan anlatılmaz!.. Ayıptır!
E, ben de bu ayıbı yapmam canım: el insaf! Ama gerek gençler gerekse gazetemizi Şarköy dışından okuyanlar için, o mekânı cennet olası büyük insandan söz etmek de şart doğrusu...
Aydınlık Beyin
Bir kere şunu iyi bilmek lazım: Doktor Cemal Amca, eline hafif (hazik) tecrübeli bir hekim ve sorumluluklarının bilincinde gerçek bir aydın olması yanında, müşfik de bir aile babasıydı. Entelektüel kişiliğini de bir gün Kaymak Dede’yle karşılıklı oturup Ahmed Arif üzerine konuştuklarını söyleyerek anlatmış olayım! (Bugün acaba kaç kişi Ahmed Arif üzerine sohbet ediyordur bu beldede; merak ederim!) Hurafelere mesafeli durması (hem de haylice!), bilime olan sevgisi ve bağlılığı ve her daim önde giden insanlık kumaşında herhangi bir pot bulunmamasından dolayı da zaten, Şarköy’ün babası unvanı hürmetle yakasına iliştirilivermiştir.
22 Yıl Boyunca Tek Hekimdi!
Cemal Amca’mız, 1952-1974 yılları arasında (çıkarma yapalım: tam 22 yıl boyunca!) tek hekimdi Şarköy’de: dile kolay! Durun durun!.. Sadece Şarköy’de değil; Mürefte, Hoşköy ve buraların köylerini de dahil etmek lazım Cemal Amca’nın bakım sahasına... (Mürefte’de bir Tülin hekim olduğunu biliyoruz; ama kadın olmasından dolayı [uzak yerlere pek yetişemediği için] oraya da Cemal Amca’mız bakardı.)
Bu fakir de dahil olmak üzere, eski Şarköylülerden kimin kolunda/kalçasında Cemal Özkan’ın enjektör izi yoktur dersiniz?..
El cevap: Hiç kimsenin!
Ayrıca, sıklıkla sohbet ederek hümanist kimliğiyle özümüzü temizlediğimiz Cemal Amca’mızın ne vakit uyuduğu da pek bilinmez doğrusu!.. Aslında bilinir; mesela, ben biliyorum!
Bir örnekle anlatayım...
‘80’li yılların başında bir sabaha karşı, o meşhur Renault 12 marka otomobilini -Saray Bayırı’nda!- gördüğümü bugün gibi hatırlarım. Önce şaşırdım, sonra da endişelendim!.. Otomobile, sol tarafından yavaşça yaklaştım ve perçemleri sigara dumanından krem bir renk almış bembeyaz saçlarının çevrelediği nur yüzüyle şoför koltuğunda uyuduğunu (!) fark ettim o büyük hekimin... Demek ki hasta yakınlarının geceleri de sık sık gelip onu çağırmalarından dolayı evde uyuyamaz hale gelmişti ve bulduğu formül hiç de fena değildi doğrusu! (Tahmin edersiniz ki müddet-i ömründe “Doktor evde yok!” dedirtmedi hiç kimseye...)
Primum Non Nocere!
Maddi durumu iyi olmayan hastalarından vizite ücreti almadığını ve hatta gerekli olan ilaçları muayenehanesindeki çelik dolaptan -o her zamanki dingin haliyle- hastalarına sunduğunu filan yazmaya gerek dahi duymuyorum; çünkü o -tüm bunların yanında- Hipokrat’a atfedilen o özlü sözü en doğru şekilde uygulayan bir tıp adamıydı: İyileştirmeyi başat (priority) mesele olarak görür ve sağaltımda kati surette riske girmezdi. (Ara başlıktaki o özlü sözün tam anlamıyla çevirisi de bu zaten: Önce zarar verme!)
***
“Evrenimizin en güzel köyü”nden kalite ve zarafet timsali bir değeri misafir ettim bu haftaki sütunuma: “Dr. Cemal Özkan”. Atalarının yanında huzur içinde yatan Cemal Amca’mızla alakalı anekdotları aklıma geldikçe yayımlamayı düşünüyorum.
Peki, ne için?..
El cevap: Yüksek değerleri sadece içinde yaşatmakla kalmayıp çevresini de ışıttığı için elbette...
Girişte, “Şarköylülere Dr. Cemal Özkan anlatılmaz!..” demem de boşuna değilmiş; baksanıza, anlatamadım işte...
Kolay mı canım Dr. Cemal Özkan’ı anlatabilmek; kolay mı!