|
Yıldız Sarayı’nda, kuşhanenin hemen yanındaki küçük kafeteryayı çalıştırdığım senelerde; ilk zamanlar işlerim iyi gitti... Şurup-şerbet satarak, hatırı sayılır bir para yaptığımı hatırlıyorum. Seven-up ve Coca Cola henüz çıkmamıştı piyasaya. Mürefte’den gelen tatlı-sert şarapların aleni satışı da yasaktı elbette. Artin Efendi müstesna! Çünkü, müskiratı satma ayrıcalığı sadece ona aitti ve bu müsaadenin de 5 bin altına mal olduğu söyleniyordu. Tevatür muhtelif... Sonraları, işler kesat gitmeye başladı. Dükkânımda, hatta Dersaadet’teki umum sinek sayısında hatırı sayılır bir düşüş olduğu; devrin istatistikleri incelendiğinde bu durum rahatça görülebilir! (İnanmayan, o zamanın mühimme defterlerine bakıversin!) Gene bir gün melül melül düşünürken, aniden davudi bir sesle irkildim: “Vuslat sizin diyarda âdet değil midir arkadaş!” Aman allahım; bu bizim Agaton! Mekteb-i Sultani’den sıra arkadaşım... Zekidir, nüktedandır; ama biraz da malumatfuruştur doğrusu. Çok şık ve artistik giyinir. Bu sebeple de aramızdaki ismi “süslü”dür! “Yahu bu ne hal!” diye, hemen beni avutmaya başladı. Zira, Karesi’ye (Balıkesir) ziraat müfettişi olduğundan beri pek görüşemiyorduk. Hoş-beş derken, ticari kaygılarımdan söz ettim biraz. Evvela sakince dinledi ve “Sende tanıtım işleri noksan; bu iş böyle yürümez üstadım!” diye mutantan bir girizgâhla başlayarak, hayatımın PR (Public Relations) dersini verdi bana: “Mesela, hiç düşündün mü tavuk yumurtası niçin daha çok tüketilir kaz ya da ördek yumurtasına nispetle? Üstelik, amino asit/protein yönünden daha zengin oldukları da söylenemez... Çünkü, tavuklar bu işi biliyorlar; yumurtlarken, “gıdak gıdak” diye yırtıyorlar ortalığı! Yani, mallarının reklamını üretim anında yapıyorlar; ürünlerini, daha çıkarken tanıtıyorlar senin anlayacağın! Biz de bu sebeple -fark etmeden- onları tercih ediyoruz. Baksana, tavuk ürünleri sanayii oluştu resmen. Bayramlık koç gibi: Mübareğin her bir uzvu sofralarımızın devamlı misafiri. Sen de oturmuş burada, kendi kendine gelecek müşteri (!) bekliyorsun; olacak iş mi kardeşim! Reklam yap reklam! İbrahim Müteferrika’nın çırakları, matbaa işini bir hayli ilerlettiler; mesela onlara birkaç bin tane el kâğıdı (destü’l varak) bastır ve saray çevresine dağıt. Eminim ki faydası olacaktır. Keşke günümüzde, havacılığın atası Hezarfen Ahmed Çelebi gibi biri olsaydı: Yatak çarşafına yaz sloganını, tak kanatlarının arkasına, sal kendini Galata’dan Haliç’e... Al sana semada reklam! (Bu kez ben de biraz uçtum ya neyse!) Bu kadar sözü boşuna söylememişimdir umarım; haydi eyvallah...” Evet, Agaton Efendi bana bunları anlattı ve Sadaret’te mühim işleri olduğunu söyleyerek, kahvesini içip gitti. Ben de bir süre, boşalan kallaviye bakarak durum muhasebesi yaptım. Kararımı vermem uzun zaman almadı: Takip eden günlerde, çeşitli reklam mecralarını kullandım ve şimdi işlerim gene tıkırında Allah’a şükür. Eminim ki sizin için de en uygun tanıtım yolunu tayin etmek pek zor olmayacaktır. Elbette takdir sizin: İsterseniz arkasında reklam flaması sürükleyen tayyare bile kiralayabilirsiniz. Nasıl olsa, keyif de sizin paracıklar da... Yeter ki vakit yitirmeden bir şeyler yapın; çünkü, tavuklar tarafından makaraya alınmak var işin ucunda!
» 6 Yorumlar
1"Dilsever ahengi" de Çarşamba, 27 Şubat 2008 12:13
Kemal kardeşim dilperestçe yazılarını usturuplu Türkçe makamında döktürürken, günümüzde kullanılan sözcük azlığı nedeniyle daralan anlam kapılarını aralıyor ve içeriye vefasızca terkedilen kelimeleri buyur ederek latif bir evsahipliği sergiliyor. Kutluyorum.
2"Guzellik" de Salı, 26 Şubat 2008 19:17
Dili guzel, kendi guzel, sohbeti guzel Kemal Kirar'in, Sarkoyu'un Sesi'nde de yazdigini haber alinca cok sevindik. Kemal Kirar, butun yazilarini buyuk bir ozenle, buyuk bir sorumluluk bilinciyle, derin bir bilgi birikimiyle kaleme aliyor. Bunu yaparken de Turk yazi dilinin anlatim olanaklarini essiz bir ustalikla kullaniyor. Kirar'in her bir yazisini, genel olarak 'dile ve edebiyata', ozel olarak da 'Turk diline ve edebiyatina' gonul verenlere 'dil ve bicem ustaliginin essiz bir ornegi' olarak sunmak gerekir. Sarkoy'un Sesi, Kirar'a sayfalarini acarak, okurlarina essiz bir 'Guzellik' sundu Trakya topraklarindan. Bu yuzden, Sarkoy'un Sesi'ne emegi gecen herkese tesekkurler. Sevgili Kemal, her zaman, her yerde seninleyiz.
3"Tavuk, yumurta ve semada reklam" de Salı, 26 Şubat 2008 12:30
Hikaye çok güzel, anlatım sürükleyici, dil fevkalede. Daha da çarpıcı olanı, hayal gücüne ivme veren, düşündüren ve ufku açan tarzda kaleme alınmış bir yazı.Tebrik ediyorum.
4"Üstad" de Salı, 26 Şubat 2008 08:58
Hani bazen arkadaş görüşmelerinde toplanılır ve konuşulur. Geçenlerde Hülya Avşar'la yemek yedik, gezdik tozduk gurup halinde(mesela yani). Bu tarz konuşmaların içerisinde olunur haliyle, hava atmaktır, maksat.O toplum içerisindeki hedef bellidir, kızlara az da olsa reklam yapmakır. Ben şimdi Kemal Kırar'la geziyorum, tozuyorum desem hava da atamayacağım.Ama günden güne ondan öğrendiklerim en büyük zenginliğim olacaktır. Yolun açık olsun üstad, yüreğine sağlık...
5"Dili Dillendirmek" de Salı, 26 Şubat 2008 08:47
Kemal Kırar yazılarını okurken bir şey dikkatimi çekti. Hatta o şeyi ilk kez yaşadım. Yazıyı okurken hikaye bir yana, dil bir yana doğru çekti beni. Dili o kadar güzel kullanmış, noktalamalar o kadar kusursuz ki... Sanki yazıda iki ses var. Biri hikaye, diğeri de dil. Yazıları sanki sesli dinliyormuşum gibi bir hisle okuyorum. Bir dil ancak bu kadar güzel dillendirilir. Kendisine başarılar diliyorum.
6"Zaman Tünelinde" de Pazar, 24 Şubat 2008 10:33
Kemal Kırar\'ın \"Reklamcı Tavuklar?!\" başlıklı yazısından, bir okur olarak \"Salah Birsel denemesi\" tadı aldım. Kırar\'ın yazılarıyla Şarköy\'de tiryakilik yaratacak denli \'dile egemen\' bir \'kalem ustası\' olduğu belli. Yalnız, \'kolaycı\' olduğu bilinen genç kuşaklara da ulaşmak istiyorsa \"müskirat\" (sarhoş edici maddeler), \"malumatfuruş\" (bilgiçlik taslayan) \"mutantan\" (görkemli) v.b. \'zaman tüneli sözcükleri\'nin, arı, duru Türkçe karşılıklarını yazısına hiç değilse dipnot olarak koymalı. Sayın Kırar\'ın üstün başarılarının devamını dilerim.
» Yorumu Gönder
|