|
Yaşama adım atışımla başladı “taraf” oluşum. Öncelikle, gezegen olarak Dünya’da doğdum ve doğal olarak bir dünyalıydım. Bu da, diğer gezegenlerde doğmuş olanlar varsa eğer (ki büyük olasılıkla vardır) beni onlara karşı bir taraf yaptı. Burada “karşı” derken yön, konum gibi coğrafi anlamları kast ediyorum; “düşman” olmayı değil. İnsan olarak hayata katılışım ise bir başka taraftı. Homo sapiens idi bilimsel adım. İnsan tarafında olduğuma göre, bitkilerin, hayvanların, bakterilerin yanında, doğal bir tarafı temsil ediyordum. Bir de erkek olma gerçeği var tabii ki. Bu da, ait olduğum taraflardan bir başkasıydı. Karşı cinsim olan kadınla, çok net biçimde ve iki cephe olarak, ayrışıyordum. (“cephe” sadece savaşla ilgili anlam içermez, taraf, yüz anlamı da var.) Sonra dünya üzerinde bir toprak parçasında, belli bir soy ve geçmişten gelen insanların birlikte olduğu bir bölgede yani bir ülkede doğdum. Bu durum da Türk tarafında oluşumun temeli ve sebebiydi. Taraflılıklarım bitmek bilmiyordu ki... Okul okurken, öğrenci tarafındaydım ve o bile içinde, “ilkokullu, ortaokullu, liseli, üniversiteli vs” diye ayrılıyordu. Mesleğimi seçtim sonra; çalışıp didinip büyüyüp reklamcı oldum. Yaratıcılık ve iletişim taraftarlığına dahil oluşum kaçınılmazdı. Evlenme kararı aldım zaman içinde. O süreç içinde “kız-erkek tarafı” olarak anıldık; evlendikten sonra da “evli ve bekarlar”... Burada –çok uzun sürer diye çekinerek- saymadığım daha ne taraflarım var bilseniz... Tipim, boyum, maddi durumum, aile yapım, bölgem, eksiklerim/yeteneklerim, rahatsızlıklarım, kötü/iyi alışkanlıklarım, tuttuğum takım, sevdiğim sporlar... Hiç girmiyorum bile... Ancak şunu büyük bir rahatlıkla söyleyebilirim ki her şey, kendiliğinden ve doğal süreç içinde “taraf” yapıyor beni. Bu taraflılıkların kimi biyolojik, kimi anatomik, kimi sosyolojik, kimi psikolojik, kimi antropolojik, kimi ekolojik, kimi astrolojik... Öyle veya böyle bir tarafım ve bir taraftayım. Kabul etsem de etmesem de... Şimdi tüm bunları düşündükten sonra “tarafsızlık” gibi, tüm olumlu yüklemeler bünyesine katılmış olan bir kavramı düşünüyorum da, gözlerimi kendimden bile kaçırasım geliyor. Öyle ya; onca satır, taraflı olduğunu, kendine göre dahice ve inceden nükteli olarak itiraf edip, açıkladıktan sonra, tarafsız da olabileceğini nasıl iddia edersin? Bırak iddiayı, kendine bile nasıl yüksek sesle söylersin? Ben tarafsız olabilir miyim? Hayır! Asla! İşin gerçeği bu; korkacak ya da kızacak bir şey yok... Herhangi bir konuya, kendimi dahil hissettiğim tüm taraflardan mutlak şekilde sıyrılarak bakabileceğimi mi iddia edeceğim yani? Mümkün değil, zira yalanı hiç sevmem! Tabii ki, tüm taraflılıklarımın etkileri, eksileri, artıları ve dahi katkılarıyla bakacağım hayata. Ve bu düşünce sanıldığı kadar da ürkütücü değil. Çünkü burada belirleyici olan kavram önem kazanıyor; samimiyet, yani içtenlik. “Tarafsızlık” dediğimiz kavram bir klişedir belki de, belki bir şehir efsanesi. Hiç olmadı belki, biz var sandık. Ya da kavramı, gerçek anlamının dışında, farklı anlamlar yükleyerek kullandık. Bilemiyorum. Çünkü gerçekten “tarafsız” diyebileceğimiz insanlar var olsaydı bile, onları da tüm taraflıların karşısına (ya da yanına) “tarafsızlar tarafı” olarak konumlandıracaktık. Yani bu illetten kurtuluş –maalesef- yok sevgili dostlar. Demek ki bununla yaşamayı öğreneceğiz. Taraflı olarak da iyi, sağduyulu, yapıcı, gelişmiş insanlar yaratabiliriz kendimizden. Eğer “tarafsızlık” kavramının yerine, “samimiyet” kavramını benimseyip, gerçekçi olmayı başarabilirsek... Objektif ya da nesnel bakış, tarafsız olma mecburiyeti anlamına gelmemelidir. Tüm taraflılıklarımı kabul ederek, gerçekçi, akılcı ve bilimsel bakışa sahip olabilmeyi yeğlerim. Bilinç düzeyimi hep sağlıklı noktada tutabilmek; tarafsız olmaya çalışmaktan çok daha etkili ve doğru bir çaba gibi gözüküyor. Bir anlamda taraflılığımız; yanlış olarak nitelendirdiğimiz olay ve gidişatları ortadan kaldırabilme azmimizi sürekli dinamik tutabilmenin de kaynağı değil mi? Tarafsızlık, her zaman doğru sonuca da götürmeyebilir bizi demek ki... Örneğin ben, Atatürk’ün tarafındayım ve Kemalizm taraftarıyım. Gericileri, sömürgecileri, bölücüleri ne kadar “tarafsız” algılayabilirim ya da algılamalıyım ki! İstesem de yapamam, yapmak da istemem. Aslında bu meseleyi yıllar önce muhteşem yorumlamış olan ünlü düşünür Goethe’yi, mensubu olduğum tüm taraflar ve en içten duygularımla selamlıyorum: “Samimi olmayı vaat edebilirim ama tarafsız olmayı asla!” Sevgiyle...
» 8 Yorumlar
1"Ne Mutlu Tarafını Belli Eden Yürekli Vat" de Perşembe, 13 Mart 2008 08:24
Firavun tarafından ateşe atılan Hz. İbrahim'e su taşıyan karıncaya "Be hey gafil, akılsız karınca, sen o kadarcık suyla mı söndüreceksin bu devasa ateşi?" diye sorduklarında demiş ki cevap olarak: "Evet, belki söndüremem ama en azından SAFIM BELLİ OLUR!" Atatürk ve çağdaş Türk devrimlerini saf'ı bilen herkese saygılarımla... Safımız Bellidir!
2"TARAF" de Cuma, 07 Mart 2008 16:06
Bitaraf olan bertaraf olur: Hiçbir Kemalist bertaraf olmaz, olamaz ve de olmayacaktır!
3"taraf" de Cumartesi, 15 Mart 2008 06:15
Herkes bir tarafta ama ortak fayda olan tarafta olmak en güzeli bence
4"tebrik ederim güzel yazı" de Pazar, 16 Mart 2008 18:43
hakikaten güzel kaleme alınmış bir yazı. geçen haftaydı sanırım kemal kırar beyefendi yakup beyin bir yazısını yorumlarken şöyle bir cümle kullanmıştı:"ilmek ilmek işlenmiş." işte bu söz aslında bu yazıya yorum olmalıymış. taraflı olmayı en güzel seçim olarak gösterişinizin ardından objektif olmaktan hiç bahsetmeyeceğinizi düşünmüştüm: yazınızın ileriki satırlarında yanıldığımı anladım. tüm kavramlar o kadar güzel tanımlanmış ki... tebrik ederim.
5"Haber" de Cumartesi, 22 Mart 2008 22:21
28 Mart 2008 Cuma günü Lüleburgaz Trockyablues saat 20.30'da Gençlik Merkezi'nde "ensTRoman" adı altında bir konser veriyor. Biletler konser salonunda satılıyor, 5 YTL. Lüsiad ana sponsor. Grupla ilgili bilgi: www.picasaweb.google.com/ibrahimmet
6"hah işte..." de Cumartesi, 26 Nisan 2008 12:58
tamam şimdi oldu kardeşim. bu sensin. bence politik tavır sana yakışmıyor. bak kendi insani TARAFINI yazınca pekde güzel olmuş. ne çok tartışırdık değil mi? sen bir türlü kabullenemezdin pek. "insan doğası gereği FAŞİST" tir fikrime hep karşı çıkardın. belki şoven, TARAF demek daha doğru gelirdi sana . ama asla Faşist değil... ama öyle işte. sınıflandırma insanın doğasında var. kendini bir yere bir zümreye, sınıfa aitlendirmekte bunu yapmaya zorunlu hissetmekte insan.buna psikolojide Atıf Mekanizması deniyor. Anarşistler bile HER ŞEYİ yok sayarak öteki olmuyorlar mı? Aristo mantığı bilen anlayacak. çünkü birşey ya A dır ya da A değil. eline sağlık. Not: ben senin tarafına aslında Atatürçü yerine DEVRİMCİ derdim ya neyse...
7"taraf" de Cumartesi, 26 Nisan 2008 21:55
Merhaba Bahadır'ım... Seni görmek ve sesini duymak çok iyi geldi... Özellikle yazılarıma yaptığın yorumlardan... Buradaki yorumunla ilgili şunu söyleyeyim; Atatürkçülük (Kemalizm) derim... Çünkü bence o devrimin en doğrusu en uygunudur... Ve coğrafyamız için, devrimcilikten de öte... Zira Devrim öyle bir kavram ki; ne devrimciler var değil mi; Hitler gibi, Humeyni gibi vesaire gibi... Ben, doğru devrimin peşindeyim... Öperim sevgili kardeşim... Sevgiyle...
8"selamlar" de Salı, 29 Nisan 2008 13:29
Merhaba Bahadır'ım. Daha önce cevap yazmıştım yorumuna ama çıkmamış. Yorumuna teşekkür ederim. Tarafım olan Atatürkçülük (Kemalizm) Devrimciliği ziyadesiyle içerdiği için, böyle demem doğaldır değil mi? Görüşmek üzere... Sevgiyle...
» Yorumu Gönder
|