| Ergenekon Destanı... |
|
| Çarşamba, 26 Mart 2008 | |
|
Neydi Ergenekon? Bir destan. Bir Türk Destanı. Göktürkler’in türeyişini anlatan bir destan. Yani bizim destanımız.
Önceleri, bir takım sahiplenmeler, etiketlemelerle itici-sakıncalı-ürkütücü bir hale getirildi bu kavram. İçinde de biraz fazlaca “Türk, Bozkurt, ok, kaan, yurt” gibi sözcükler geçince, taraf belli eder hale gelmesi zor olmadı. Hatta bazı kesimler için “tu-kaka!” olmuştu. Ergenekon sözcüğünü telaffuz etmek, ırkçılığı temsil ediyor, faşistlik ya da turancılık kuşkusunu imzalıyordu adeta!
Oysa Ergenekon Destanı, Türk Mitolojisi’nin bir ürünüydü. Aynı Yunan Mitolojisi gibi. Ona sahip çıkılmalıydı. En azından edebi, tarihi, kültürel yanıyla sahip çıkılmalıydı. “Bu bizim en eski destanlarımızdandır” deyip, bazı kesimlerin tekeline almalarını engelleyebilseydik, adı kötüye çıkmayacaktı belki de. Hatta orada geçen kavramlar da rahatsız etmeyecekti kimseyi. Aynı bugün, “çok tanrılı” Yunan Mitolojisi’nin, “tek tanrılı” Yunan Halkı’nı rahatsız etmediği gibi... Çünkü o zaman bir sanat-edebiyat-kültür söz konusu olacaktı. Dolayısıyla, sadece bu kavrama-destana sahip çıkanlara kızmanın, anlamsız ve boş bir kaçış psikolojisi olmaktan başka bir görünümü yoktur.
İlk darbesini burada yedi Ergenekon... Artık belli bir kesimin malıydı ve o kesim, diğer kesim tarafından çok kesin hatlarla etiketlenmişti. Oysa yine ayrıştırmayı becerebilmeliydik. Sen karşındaki kesime kızıyorsan kız, etiketle vs. Ama Ergenekon Destanı’nın suçu neydi?! Karşı tarafına saldırırken onu neden kötü ilan ettin? Bozkurt’un suçu neydi? Kaan’ın suçu neydi? Fırlatılmış ok gitmese miydi?! Kaldı ki hepsi bizimdi, bizdendi...
Maalesef bu gerekli ayrıştırma da sağlıklı biçimde yapılamadı ve çoğu zaman olduğu gibi, toptan karşı duruldu, pire için yorgan yakıldı. “Ergenekon’u seveni sevmem” yaklaşımı, Ergenekon’un kendini de lekeledi, damgaladı. Belki de sonraki kuşaklardan birçok kişi, hiç okumadan nefret etti ondan...
Dedik ya aslında sadece bir destandı... İlginçtir, bugün gündemdeki haliyle de destansı, efsanevi yanı sürmekte. Çünkü destanlarda bir olağanüstülük vardır ve mutlaka gerçeğe dayanması gerekmez. En azından gerçek olup olmadığı bilinemez. Efsane ise zaten hayali hikayelerdir. Bugün ortada Ergenekon adı verilen bir örgüt olduğu söyleniyor. Amacının, yönteminin, bağlantılarının ne olduğunu ise tam olarak bilemiyoruz. Bilemiyoruz, çünkü hala bir iddianame yok ortada. Oysa bizim Ergenekon Destanı’nda bile “iddia” bellidir. “Türkler şuradan çıktı, kurt buradan geldi, şuraya gittiler, herkes onları sevdi vs” der en azından...
Bu örgüt; belki zararlı, belki çok derin, belki çok sığ ve önemsiz, belki de birileri için, birilerini karalama aracı. Şu noktada mecburen “belki” demek zorundayız. Çünkü ortada henüz somut bir şey yok. Öğrenecek, göreceğiz.
Yazık ki, olan bizim güzelim mitolojimize, edebiyatımıza, Ergenekon Destanımız’a oluyor. Bir adam gibi ilgilenip okuyan olmadığı gibi, rahat bırakan da yok. Adı üzerinde “destan” ya... Derdi de bitmiyor.
Sevgiyle... Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
» Yorum yok
Şu anda hiç yorum yok.
» Yorumu Gönder
|
| < Önceki | Sonraki > |
|---|
10 Saatte Windsurf Eğitimi![]() İstanbul’a 2,5 saat uzaklıkta olan Şarköy Surf Merkezine günü birlik gelip gerek eğitim alma gerekse malzeme kiralayarak surf yapma imkanınız var. Daha detaylı bilgiler için www.surfsarkoy.com adresini ziyaret etmenizi öneririz. |
![]() |
|
|
---------------------------------- |
![]() |
|
|
---------------------------------- |
![]() |
|
|
---------------------------------- |
![]() |
|
|
---------------------------------- |
![]() |
|
|
---------------------------------- |
![]() |
|
|
---------------------------------- |
![]() |
|
|
---------------------------------- |