|
Yakın (ya da uzak) tarihle ilgili, salt güncel bir takım geçici-popüler yayınlar aracılığıyla bilgi sahibi olmak ziyadesiyle yanlış ve dahi sağlıksızdır. Çünkü onlar bizlere, “tarihin gerçeği”ni göstermek değil; izlenmek-dinlenmek-popüler olmak amacındadırlar. Ne demek istiyorum? Örneğin, “Hatırla Sevgili” adlı diziyi izleyerek Adnan Menderes gerçeğini öğrenemezsiniz. Çünkü o dizi; bir aşk hikayesidir. Dolayısıyla konuları romantize ederek vermektedir. Bu esnada bazı gerçekleri ıskalaması, es geçmesi –her ne kadar doğru olmasa da- doğal karşılanabilir. Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının hikayesini de birebir doğru olarak öğrenme şansınız yoktur o diziden. Ama romantik bir gençlik hikayesi hakkında fikir sahibi olabilirsiniz. O diziyi, bu gözle izlemelisiniz. Bir aşk senaryosu olduğunu kabul ederek... Zira onun derdi izlenmektir; bilgi vermek değil (bilgi vermek olsa belgesel olur yahut gerçeğe birebir bağlı kalır ve tüm detayları verirdi). Menderes olayını, sabahları radyoda “Konuşan Türkiye” adında bir program yapmakta olan Murat Erdin’den de öğrenemezsiniz mesela. Çünkü o size maalesef gerçekleri tüm yanlarıyla söylememektedir. Akp’nin kapatılması istemiyle açılan davayı, Menderes’in davasıyla özdeşleştirmeye çalışırken size sadece şunu söyler: “Hani o Menderes hakkında verilen komik iddianame vardı ya?! Hani bebek, köpek, don, lastik gibi davaları içeren komik iddianame!..” Ama gerisini söylemez. Neden derseniz; vallahi bilmiyorum! Yani burada diziden daha farklı bir durum var. Zira kendisinin gazeteci kimliği vardır ve bu program, bir dizi gibi dramatik, kurmaca ya da romantik bir ürün değildir. Yani gerçeklere bağlı kalma gerekliliği vardır. Ama sayın Erdin kalmaz. Nedenini artık kendisi bilecek. Evet size sadece bunları söyler Menderes davasıyla ilgili. Ve lafı; “adamcağızı saçma sapan suçlamalarla, yok yere astılar” demeye getirerek, sizi yanlış yönlendirir. En azından eksik bilgi verir. Oysa Menderes’in kararının 146/1 tatbikiyle verildiğini de sözlerine eklemelidir değil mi? Eklemez! Neden? Çünkü birinin, 146/1 tatbikiyle idamına, “köpek, bebek, don, lastik” gibi suçların sebep olamayacağını ve olmadığını da eklemesi gerekir o zaman. Ve hemen ardından, bu sonuca sebep olan suçun aslında ne olduğunu... Hatta o tarihi kararı da aktarması gerekebilir: "Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nı cebren tağyir ve tebdil ve ilgadan dolayı Türk Ceza Kanunu'nun 146/1'inci maddesi hükmünce ölüm cezasına çarptırılmasına 'gıyaben' oy birliği ile karar verildi." Dolayısıyla salt “konuşan” Türkiye olmak yetmiyor. Biraz da “bilen” ve “bildiğini doğru söyleyen” Türkiye olmakta fayda var. Bilmeden ya da bildiğini doğru aktarmadan konuşmanın ne değeri var?! Dedim ya, bu tür yayınları –siz siz olun- sadece bir eğlence-vakit geçirme aracı olarak görün. Ve böyle göreceğiniz için de kızmayın. Gereğince, gülün geçin. Ya da yayının özelliğine göre, ağlayın geçin. Ama sohbetlerinizde kaynak göstermeye falan kalkmayın, üzülebilirsiniz. Belki karşınızdakilerden biri o konularda kitap falan okumuştur, belgesel izlemiştir, kütüphanelerdeki eski gazeteleri incelemiştir falan!.. Sonra yana yakıla Hatırla Sevgili yazarlarını, Murat Erdin’i arayıp, sinirle bir laf edersiniz. Allah muhafaza! Sevgiyle...
» 1 Yorum
1"bravo" de Cumartesi, 26 Nisan 2008 12:41
üstad sen nerdesin. güzel yazıyosun takip ediyorum. ama neden ve ne için yazıyosun onu bir türlü çıkaramadım. galiba tarzın biraz değişti.biraz daha politik mi oldun ne? sen eline baltayı alır keserdin yahu. böyle bilinçlendirme çabaları, medyanın gücü yada popilist tarz sana göre değildir pek. neyse... yazmaya devam. ellerine sağlık. not: bu tam bana göredir. bilirsin...
» Yorumu Gönder
|