|
Siz bakmayın benim sürekli siyasi yazılar yazıp durduğuma; asıl profesyonelliğim iletişim-reklam alanıdır. Yani bir reklam yaratıcısıyım. Büyük çoğunlukla da ulusal ve uluslararası firma/kurum/markaların reklamlarını yaparım. Bu sebeple de reklamın etkisi, boyutları, mecraları ve yapılma oranı ilgi alanımdadır, hayli doğal olarak. Bunun içinde yerel reklamlar ve mecralar da var tabii. Özellikle de Şarköy... Hatta Şarköy’deki reklam durumunu, daha reklamcı olmadan önce de, çocukluğumdan beri düşünür dururdum. Neden Şarköy hiç önem vermez reklama? Bu soru hep dolanıp durmuş ve rahatsız etmiştir zihnimi. Bir şeyi mi eksikti? Çok mu küçüktü? Çok mu uzaktı? Çok mu çirkindi? Çok mu cahildi? Reklamını yapacak bir şeyi mi yoktu? Uzadı gitti hep bu ve benzeri sorular...Ancak hepimiz çok iyi biliyoruz ki, bu sorulardan hiçbiri sebep değildi. Olamazdı da...Öyle ya; Türkiye’nin en uzun sahil şeritlerinden biri Şarköy’de. Hem de öyle sırf görüntü değil; sahilin herhangi bir yerinden, istediğiniz anda, üstünüzü başınızı çıkararak, anında suyla buluşacağınız bir konumda... Rakım; sıfır (Allah’tan “rakı” sıfır değil!) Şarap desen; cenneti... Zeytin yetişir, ayçiçeği yetişir, hatta bazı cesur girişimciler sayesinde ceviz bile yetişmeye başlamadı mı?! E turizm?! Yazın 100.000’leri geçen nüfus, başka nasıl açıklanabilir ki? (İstanbul’da herhangi birine “Şarköy” deyin, mutlaka bir bulunmuşluğu ya da bir tanıdığı çıkacaktır.) Ülkenin en büyük şehri olan İstanbul’a uzaklığı (aslında yakınlığı demeli) sadece 3-4 saat... (Bazı hızlı sürücülere göre süre değişir tabii ama aman dikkat! “Yavaş git hep git...”) Öteki taraftan desen, Gelibolu, Çanakkale, Saroz hemen dibinde... Havası, oksijen oranı ve kendine has kokusuyla, bazı doktorlar tarafından bile tavsiye edilecek düzeyde sağlıklı, güzel, rahatlatıcı... Ve belki de şu anda aklıma gelmeyen nice özellikler... İyi de kardeşim, şimdi sen böyle bir yerin tanıtımını, reklamını yapmıyorsan, oturup kendine bakacaksın!.. Eğer “yapamıyorum” diyorsan da, kimse kusura bakmasın; külahıma anlatacaksın!.. Peki sadece Şarköy’ün Türkiye’ye reklamı mı sorun? Hayır... Şarköy’ün içinde de aynı durağanlık, umursamazlık dikkatimi çekiyor. Zaten reklam yapılabilecek mecra sayısı sınırlı iken, onlarda bile bir seyreklik, bir zorlama görünüm var. Şarköylü esnaf arkadaşlarım, kardeşlerim, ağabeylerim neden hiç ilgi göstermezler acaba bu duruma? “Bizimkiler anlamaz” diye düşündüklerinden olabilir mi? Hiç böyle bir şeye kalkışmasınlar, zira başta da dediğim gibi ben bu işi bilirim ve bu konuda tevazu gösteremem. Anlarlar efendim! Sen iyiyi, doğruyu yaparsan, halk anlar. Şarköy’de de, İstanbul’da da, Nevşehir’de de... İyiyi verdin de, halk almadı mı?! Bu klasik hataya düşmeyelim lütfen; daha hiçbir şey yapmadan, “olmaz” diyerek suçu halka (hedef kitleye, müşteriye, alıcıya) atmak, büyük yanılgı ve dahi haksızlıktır. Belki de bazıları “buradaki yayınlar satılmıyor, dinlenmiyor, okunmuyor” diyebilir. Abe konuşturmayın şimdi beni! Taa İstanbul’dan, memleketin en büyük yazarı bile okur da Şarköylü mü okumaz bu yayınları?! Yani bu itiraz da yeterli değildir sevgili dostlar. Bahaneden öte gidemediği için de geçersizdir. Şarköy esnafı, girişimcisi, kurumu-kuruluşu, “doğru reklam, tanıtım, iletişim” kavramlarını tanıyıp rayına oturttuğunda, eminim ki çok sevecektir. Çünkü bu kavramlar, kendisine kazanç, imaj, prestij ve itibar getirecektir. Bu iki kere iki dörttür ve dünyanın her yerinde de böyle olmuştur. “Doğru reklam” dememin sebebi ise; verilen-verilecek reklamların kalitesi ve etkileyiciliğidir. Bunlar da iyi ayarlanması gereken unsurlardır. Bu kavramlar, “aman boşver küçük yer, kim anlar, ne gerek var!” diyerek geçiştirilemeyecek kadar önemli gerçeklerdir. Reklam ya da iyi reklam, illa büyük şehirde (ya da İstanbul’da) mi olur? Kesinlikle hayır! Halkımızı da kendimizi de küçümsemeyelim. Hiç ummadığınız o halk, sizi çok şaşırtabilir. Bir yaparsınız geçer, iki yaparsınız güler belki ama üçüncüde alışır, sahipleniverir. İnsanımız iyiyi kavrayabilen bir yapıdadır ve bunu hak eder. Eğer böyle yapmazsak, saçma sapan magazin programlarının yapımcıları gibi “e halk bunu istiyor” yalanının arkasına sığınırken buluruz kendimizi. Sanki daha iyisini, kalitelisini yapmışlar da halk kabul etmemiş gibi!.. Yani, yerel medya-yerel yatırımcı gelişirse, genel medya ve genel yatırımcı da gelişir. Bu da sonunda Türkiye’nin, Türk Halkı’nın gelişimi demektir. Aynı, önce kapımızın önünü süpürdüğümüzde, mahallenin tamamının temiz olması gibi. Belki bunlar –özellikle küçük yerde yaşayanlar için-o kadar da önemliymiş gibi gelmiyor şu an. Ama inanın önemli... Bu, matematiksel olarak da, fiziksel olarak da, sosyal açıdan da böyle... Deneyiniz, göreceksiniz. Yeri gelmişken, rahmetli Sakıp Sabancı’nın, konumuzla tam da göbekten ilgili bir anısını aktarmak isterim. Sakıp Ağa’ya sorarlar: “Eğer iflas etseniz ve sadece 1 Milyarınız (şimdiki para birimiyle 1000 YTL) kalsa, ne yapardınız?” Sakıp Ağa hiç düşünmeden yanıtlar: “Hepsini reklama yatırırım!” Ya bazıları Sabancı’dan daha iyi biliyor bu işleri ya da hemen harekete geçmek gerek... Ne dersiniz; Şarköy’den Sabancılar çıkamaz mı? Sevgiyle...
» Yorum yok
» Yorumu Gönder
|