|
Teröre karşı bir operasyon yapıldı ve belli bir zaman sonra sonlandırıldı. Bu durumun, Amerika tarafından “Türkiye, operasyonu bir an önce sonlandırmalıdır” denmesinin hemen birkaç gün sonrasına rastlaması, bazılarımız için soru işareti, bazıları içinse ünlem işareti oldu. Birkaç olasılık düşünülebilir. Bir; her askeri hareketin bir “başlangıç-gelişme-sonuç planı” vardır ve bu, tarihleri-gidişatı önceden belirlenmiş bir çizelgedir. Bu durumda çekilme tarihinin, açıklamalarla çakışmasının “rastlantı” olduğu düşünülmelidir. Ki bu tür rastlantılara hayatta –teknik- olarak yer vardır. İkinci olasılıkta ise “Amerika emretti, biz de çekildik” şeklinde düşünülecektir. Tabii bu olasılığın bazı açıkları yok değil; “hemen bir günde binlerce asker ve mühimmat nasıl çekilebilir, o halde birkaç gün önce neden çekilme başlamıştı” gibi... Açık olmak gerekirse (ki fazlasıyla gerekir) bu soruların yanıtlarını hiçbir zaman %100 bilemeyeceğiz. Dolayısıyla şimdi bunları uzun uzadıya konuşmayı çok da manalı bulmuyorum. Bunu keyifle yapanlar yapıyor zaten. Biz ise teoriden çok pratiğe, teşhisten çok tedaviye kafa yoralım her zamanki gibi. Bu çekilme sonrası bir polemik başladı malum; CHP-MHP-TSK üçgeninde geçen. Manzara şu: Çekilme sonrası TSK, “askeri sebeplerle ve planlı-programlı olarak çekildik” dedi. CHP ve MHP ise “Amerika istedi çekildiniz!..” Aslında bu partiler -kuşkusuz- hükümeti hedef alıyorlardı. Ancak bu bir askeri operasyon olduğundan ve açıklamasını da yapmış olduğundan dolayı, asker de işin içindeydi. Yani “kendi irademizle çıktık” diyen askere, dolaylı da olsa “siz yabancıların emriyle çıktınız” denmiş oluyordu. TSK buna tepki verdi. Sert bir tepki oldu. CHP ve MHP de bu tepkiye tepki verdi. Bunlar da sert tepkiler oldu. Belki aralarında en “anlaşılabilir” tepki askerinkiydi. Çünkü savaşı, ölümü, onuru, gururu en yakından hisseden ve yaşayan onlardır. Bir de “emir alıp kaçtınız, alet oldunuz” gibisinden eleştirileri duyduklarında kırılmaları, kızmaları, anlaşılabilecek bir hassasiyettir. Ancak yine de bir an hislerine engel olup sessiz kalmaları çok daha sağlıklı olacaktı. Stratejik ve politik açıdan... En azından işi gücü “politika” olan ve aportta bekleyen çevrelere malzeme verilmemiş olurdu. Şimdi bu karşılıklı tepkiler verildi ve tartışma başlatıldı da ne oldu, ona bakalım. Etkisi olmuşsa da olmamışsa da Amerika, yine gıyabında reklam ve güç gösterisi yapmış oldu. “Askeri, yardıma çağırmaktansa onunla tartışılması gelişmedir, daha iyidir” diyenlere gün doğdu. Askerle anlaşamadığı bilinen AKP, şimdi diğerlerine karşı, askerin yanındaymış gibi bir görüntü oluştu. Terör örgütü, “Amerika hala arkamızda” düşüncesini tekrar dayanak yapma olanağı sağladı. Bazıları “Cumhuriyeti koruyacak kimsemiz yok” gibi erken ve manasız not vermelere başladı.
Düşününüz... Ahmet Hakan bile bugün Hürriyet’teki yazısında “Ne yapsaydı Büyükanıt, rahat bırakın paşayı!” şeklinde destek veriyordu askere. Diğer yandan da Bekir Coşkun “Gördük ki güvenebileceğimiz kimse yok” diye ağıt yakıyordu. Tablo budur. Bilin bakalım bu tablodan en çok kim karlı çıkar? Kim kıs kıs gülerek izler ve “körün istediği bir göz Allah verdi iki göz” diyerekten, gelecek oyları hesaplamaya başlar?! Birkaç söz de, en çok hak eden, CHP ve MHP’ye söylemeliyim. Sapla samanı ayıramadınız; ki akıllı insanlar bunu becerebilirler! “İki gram muhalefet fırsatı yakaladım” diye, değerlerinizi (olduğunu varsaydığım) ayaklar altına aldınız. Halkın zaten çok net olmayan kafasını iyice karıştırdınız. Ve malesef yine çoğu kez olduğu gibi, kaş yapacağım derken göz çıkardınız. Bravo! Kutlarım! Hocalarımızın, ağabeylerimizin, yol göstericilerimizin(!) haline bak! Yazıklar olsun! Şimdi bazıları “demokrasi işte ne güzel! İsteyen istediğine istediğini söylüyor” diyebilir. Demokrasi görmesek inanacağız!.. Akademik eğitimimi tamamlayıp iş hayatına atıldığımda, ekonomik krizler dönemiydi ve babam bana “Oğlum, siz Cumhuriyet tarihinin en şanssız neslisiniz” demişti. Gün geçtikçe bunun sadece ekonomik koşullarla ilgili olmadığını ve ne kadar doğru bir tespit olduğunu daha iyi anlıyorum. Ama hala “Merkezi hake atsalar da bizi, küre-i arzı patlatır çıkarız!” diyorum. Sevgiyle...
» 1 Yorum
1"tek kelimeyle mükemmel" de Salı, 25 Mart 2008 18:21
yazınızı bir solukta okudum. tek kelimeyle mükemmel olmuş. yazınızdaki gibi düşünenlerin azımsanamayacak kadar çok olduğunu düşünüyorum. inşallah bu kültürü yerleştireceğiz. yerleştirmeliyiz. çünkü bunu yapmak zorundayız. vatanımız altımızdan çekilip alınmakta. bunu bile bile yapanların yanında yanlışlıkla onların ekmeğine yağ sürenlerimiz de var. allah göstermesin bir gün hakkariye giderken pasaport göstermek zorunda kalırsak incir çekirdeğini doldurmayacak meseleler üzerinde kafa patlatıp ayrılıklara düştüğümüz için pişman olmak bir anlam taşımayacak. saygılar selamlar...
» Yorumu Gönder
|